ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #15 : 01 Temmuz 2008, 19:25:41 » |
|
 |
|
 |
 |
Yabancı Generallere Verilen Ders
Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı'nda Viyana'dadır. Generaldir. Bir otelde kalmaktadır. Birçok ecnebi generaller ve diplomatlar da bu otelde kalmaktadır. Mustafa Kemal, yemek salonuna indikçe Avusturyalı bir diplomat ailenin kendisine küçümseyerek baktığını hissediyor. Bir kolayını bulup bu aile ile tanışıyor. İlk fırsatta Mustafa Kemal'e askerlikten bahis açarak bu mesleğin bilgi ile beraber tecrübeye de ihtiyacı olduğunu söylüyorlar ve hemen arkasından da: "Türk Ordusu'nda sizin gibi genç generaller çok mudur?" diyorlar. Mustafa Kemal bunlara unutamayacakları bir ders vermek istiyor. Ve iki gün sonra aynı aileyle birlikte yemek yiyorlar. Mustafa Kemal, Avusturyalıların genç general Napolyon'a karşı kaybettikleri meşhur Olm Meydan Muharebesi'ni anlatmaya başlıyor ve sözü şöyle bitiriyor: "Evet muhterem baylar; Fransız Orduları'nı sevk ve idare eden Napolyon da Olm Meydan Muharebesi'ni kazandığı zaman çok genç bir generaldi." Avusturyalılar bundan sonra ne Mustafa Kemal ile yemek yemişler ve ne de Türk generallerinden ve tarihten konu açmışlardır. ( Niyazi Ahmet Banoğlu ) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #16 : 01 Temmuz 2008, 19:26:03 » |
|
 |
|
 |
 |
Gazi'yi Tanır Mısın Baba?
Salih Bozok anlatıyor: Birgün, Çankaya civarında bir köylü evine gitmiştik. Girdiğimiz kulubede, ihtiyar bir köylü ile karısı oturuyordu. Bize ikram ettikleri kahveleri içerken Atatürk, köylü ile konuşmamı söyledi. Ben bu emre itaat için ak sakallı köylüye ilk aklıma gelen sulai sordum: "Sen Gazi'yi tanır mısın baba?" İhtiyar beni, saçma bir sual görmüşüm gibi alaycı bir şekilde süzdü: "Gazi'yi tanımayan var mı ki?" dedi ve ilave etti: "Ben görmedim ama, her hafta Hacı Bayram Veli Camii'nde Cuma Namazı kılarmış. Ta göbeğine kadar sakalları varmış. Melek gibi nur yüzlü, Peygamber gibi mübarek bir ihtiyarmış!..." Gülmemi güç tutarak, Atatürk'ün sakalsız ve genç yüzüne baktım. O, kaşlarını kaldırarak kendini tanıtmamamı emretti. Dışarı çıktığımız zaman da güldü ve: "Varsın, o da öyle bilsin. Hakikati öğrenmek belki biçarenin hayalini yıkar, onun hayalindeki şirin sakallıyı öldürtüp de sevgisini kaybetmekte ne mana var?..." ( Niyazi Ahmet Banoğlu ) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #17 : 01 Temmuz 2008, 19:26:21 » |
|
 |
|
 |
 |
Amerikalı Kadın Gazeteci
Bir Amerikalı kadın gazeteci, Atatürk'e: "İşlerinizde nasıl başarılı oluyorsunuz?" diye sormuş ve şu cevabı almıştı: "Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. O işe neler engel olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür. ( Niyazi Ahmet Banoğlu ) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #18 : 01 Temmuz 2008, 19:27:06 » |
|
 |
|
 |
 |
Kurmak İstediğiniz Sistem Nedir?
Tam İlk Anayasa'nın görüşüldüğü sıradaydı. Tutucu milletvekillerinden bir hukukçu Mustafa Kemal'i zor durumda bırakmak için, kendisine bir soru yöneltti: "Kurmak istediğiniz sistem nedir? Bunu bir tek hukuk kitabında bile bulamazsınız." Mustafa Kemal, milletvekilinin bağırarak konuşmasına karşı soğukkanlılıkla cevap verdi: "Her şey önce uygulanıp denenmelidir, ancak ondan sonra ilke ve kurallara dönüşür." Bu karşılıktan sonra bir süre susan Mustafa Kemal, birdenbire sertleştirdiği bakışlarını, soruyu yönelten milletvekiline dikti ve sert bir sesle ekledi: "Ben onu kurayım, onda sonra siz kitaba yazarsınız." ( Paraşkev Paruşev ) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #19 : 01 Temmuz 2008, 19:27:51 » |
|
 |
|
 |
 |
İngiltere'ye de mi Savaş İlan Ediyorsunuz?
Büyük İzmir yangınından bir gün önce Hükümet Konağı'nda, Mustafa Kemal Paşa'ya bir bilgi sunmak için Vali Bey'in odasına girdim. İçeride Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Vali ve İngiliz Konsolosu vardı. Paşa, İngiliz Konsolosu'na sert bir biçimde şöyle diyordu: "Tebaanız hakkında benden teminat mı istiyorsunuz? Yunanlılar burada iken tebaanız daha mı emindi?" İngiliz Konsolosu, bu soru karşısında: "Evet..." cevabını verince, Mustaf Kemal Paşa daha da sertleşti ve yüksek sesle: "Öyle ise Yunanistan'a gidiniz!..." dedi. İngiliz Konsolosu, bu çıkış karşısında sordu: "İngiltere'ye de mi savaş ilan ediyorsunuz?" İngiliz Konsolosu'nun, haddini aşan bu cevabı karşısında Paşa, onu sanki tokatlıyormuş gibi bir ifadeyle konuştu: "İngiltere ile aramızda barış yapılmış mıdır ki, savaş ilan edip etmediğimi soruyorsunuz. Hem siz böyle şeyleri konuşmaya yetkili misiniz ki, bana bunu soruyorsunuz? Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Türk Orduları Başkomutanı'yım. Benim, her şeyi görüşmeye yetkim vardır. Senin de böyle bir yetkin varsa, ancak o zaman görüşebiliriz seninle. Böyle bir yetkiniz yoksa buyrunuz..." Mustafa Kemal Paşa "buyrunuz..." derken, İngiliz Konsolosu'na kapıyı gösteriyordu. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #20 : 01 Temmuz 2008, 19:28:13 » |
|
 |
|
 |
 |
Kadın Hak Ve Hürriyetleri
Şeriatın mesela Suudi Arabistan'da olduğu gibi doğrudan hakim olduğu ülkelerde kadının nasıl dışlandığı gözler önündedir. Bu arada mesela iki yüzyıla yakın İngiltere'nin egemenliğinde kalmış resmî dillerini arasında İngilizce'nin bulunması kadar batı hayatı ile ilgisi olmuş Pakistan'da, şeritaın dolaylı tatbik edildiği bu ülkede bir ümit halinde çıkardığı Benazir Butto'ya sadece ve yalnız kadın olduğu için reva görülenler gözler önündedir. İşte Atatürk'ün kendinden öncekilerden, çağdaşlarından ve hatta yarınkilerden farkı buradadır. Çağa karşı olmak yapıları gereği görünür görünmez mihraklara doğru teşhis koyabilmesi ve onların milletin vicdanında gerçek hüvviyetleri ile mühürlemesi... İsviçre Medenî Kanunu'nu alırken aile hukuku, siyasi haklar, vatan kaderi üzerine etkinliklerde istedikelrinin çoğunun başta İsviçre, birçok batılı ülkede olamdığını söyleyen, samimiyetine inandığı bir dostuna: "İyi ama bizdeki karşı kök, bin yaşını aşmış derinliklerde... Birkaç nesil sonrasına kadar tedbir almak gerek" demiştir. Atatürk çapındaki kişiler tesadüflerin ürünü değildir. Milletleri çilelerinin uğradığı haksızlıkların yarattıkları hava içinden, Ulusal yapılarının niteliğine göre çıkarlar. Osmanlı'nın asıl unsuru olan Türklük, 16. yy'nin ikinci yarısında duraksama ve 19. yy'nin başlangıcına kadar gerileme devrine girdi ve bunun bedelini o Osmanlı karmaşası içinde kendisi ödedi. Siz isterseniz Atatürk'ü Tanrı ihsanı sayınız, isterseniz çekilenlerin kefareti... ( Cemal Kutay ) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #21 : 01 Temmuz 2008, 19:28:33 » |
|
 |
|
 |
 |
Dahi Kime Derler?
Her zaman Atatürk sual sormaz ve imtihana çekmez ya! Birgün de, sofrada neşeli bir zamanında Atatürk'ü imtihana çektiler. Arkadaşlarından biri sordu: "Lütfen cevap verin bakalım, dahi kime derler?" Atatürk tereddüt etmeden ve kendisinin imtihana çekilmesini yadırgamadan cevap verdi: "Dahi odur ki, ileride herkesin takdir ve kabul ettiği şeyleri, ilk ortaya koyduğu vakit, herkes onlara delilik, der." ( Niyazi Ahmet Banoğlu ) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #22 : 01 Temmuz 2008, 19:29:06 » |
|
 |
|
 |
 |
Yine Yak!
Atatürk, Florya'dan Çekmece'ye doğru bir yaya yürüyüşünde, bir ağaç altında dinlenen ihtiyar bir adama rastladı. Adam hürmetle ayağa kalktı, Ata'yı selamladı. Atatürk sordu: "Beni tanır mısın?" , "Tanımaz olurmuyum, Evimde resmin bile var!" Atatürk memnun olmuştu. Konuşmaya başladılar. İhtiyar: "Bir işine aklım ermedi" dedi. "Cumhuriyetçiliği, İnkılâpçılığı, Milliyetçiliği Halkçılığı hatta Devletçiliği anlıyorum ama, şu Laikliği pek kavrayamadım. Neden herşeyi birden bozdun?" Ata: "Bunu sana bir hikaye ile anlatayım" dedi. Amr-İbnl-As, Mısır'ı fethettiği zaman, Halife Ömer'e bir mektup yazmış: "Burada birçok kütüphaneler, içlerinde de birçok kitaplar var. Bunları yakayım mı, yoksa bırakayım mı?.." Ömer cevap vermiş: "Kitapları tetkik et, eğer faydasız şeyler ise, yak! Yok, eğer faydalı şeyler ise yine yak! Çünki halk o kitapları okudukça, onlara uymaktan vazgeçmeyecekler, eskiyi unutmayacaklar ve bize yani - yeniye ve yeniliğe - daima düşman olacaklardır!.." Hikayeyi anlatan Ata, ihtiyara sordu: "Şimdi sana Laikliğin ne olduğunu izah edeyim mi?" İhtiyar derin bir sezgi ve sağduyu ile cevap verdi: "İstemez Paşam, hepsini anladım!" dedi. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #23 : 01 Temmuz 2008, 19:29:29 » |
|
 |
|
 |
 |
Asla Bolşevik Olmayacağız
Ankara'nın Şubat Ayı'na tesadüf eden oldukça soğuk ve karlı bir geceydi. Ankara Kulübü'nde bir balo tertip edilmiştir. O zamanın bütün mümtaz simaları oradaydılar. Saat henüz 12'ye gelmemişti. Herkesin kalbinde ani bir heyecan uyandıran mesut bir haber baloya yayıldı: "Gazi Paşa baloya geliyorlar!" Rus Sefarethanesi'nde imişler, oradan baloya geliyorlar. O zamanki Rus sefiri de baloya gelmişti. Bir aralık sefir, salonun ortasına doğru ilerlemekte olan Gazi'ye yaklaşarak Fransızca: "Ekselans, sizi çok seviyorum, hürmetim sonsuzdur. Çünki müşterek bir gaye uğrunda varlığını kurtarmaya çalışan milletleriz. Türkiye'nin en büyük halaskarı ve banisi olan sizi müsaade ederseniz bir kere öpmek ve şerefini kazanabilir miyim?" Atatürk evvela gülerek elini uzattı, sonra da elçiyi öptü. Büyük ve kıymetli Atamız bu çeşit eğlence yerlerinde dahi memleketin menfaat ve siyasetini gözönünden bir an uzak tutmazdı. Onun için bütün yabancı gazete muhabirlerinin huzurunda şu cümlelerle sefirin sözlerini cevaplandırdı: "Ekselans, gösterdiğiniz sevgi hareketinden ve sözlerinizden çok mütehassis oldum. Teşekkür ederim. Bu iki millet ilelebet dost kalmalıdır. Yalnız şuna dikkat ediniz, her zaman dost olmak arz | | | |