»»-(¯`v´¯)-» AskinaEskiya.NeT »»-(¯`v´¯)-»
Duyurular: Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Sitemize Yeni CaLi$kan SaygiLi Ve i$ini En Iyi Bir $ekilde Yapacak Moderatorler Araniyordur !! Msj Sayisi Az Olanlar Basvurmasinlar Basvurulari Iptal Edilecektir asd


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
UyeLerimizin ResimLErini SLayt OLaRak GoRmeye Ne DErsiniz ? Oy KuLLanmak icin TikLayiniz....
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. 16 Ekim 2008, 06:13:28


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Reklamlar
flash design
Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6
  Yazdır  
Gönderen Konu: Anılarla Atatürk  (Okunma Sayısı 532 defa)
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
*
Üye No: 102
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8359
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 296
[ н-є-я-в-i-$-є-у-i-м ]

Online
Durumum:


Takımım:

« Yanıtla #60 : 01 Temmuz 2008, 20:25:26 »

Sakarya Savaşı'ndan Dönüş

Sakarya Meydan Savaşı Türk Orduları'nın zaferi ile sona ermiş, Gazi Ankara'ya dönüyormuş. Yirmi gün geceli gündüzlü büyük bir endişe ve karamsarlık içinde yaşayan Ankaralılar, düşmanı yenen ordunun başkomutanına törenli bir karşılama düzenlemişler. Ankara garından başlayarak şehre doğru yolun iki yakasında sıra ile dizilen hükümet ve meclis üyeleri, memurlar, öğrenciler, esnaf ve halk, gazi geçtikçe alkış tutuyorlar ve arkasına katılarak büyük bir alay halinde ilerliyorlarmış.
Meclis binasının önüne gelinmiş, Gazi bakmış ki alayın başında bulunanlar yukarıya doğru yol almakta. Meğer bu tören şöyle düzenlenmiş: "Cemaat" halinde Hacı Bayram Veli'nin türbesine gidilecek, onun "yüksek maneviyatının yardımıyla" kazanılan bu büyük zafer için orada dua edilecek, sonra Meclis'e dönülerek nutuklar okunacak.
Gazi.
- Öyle şey olmaz, yurt toprağını karış karış kanını akıtarak ve canını vererek savunan Mehmetçiğin hakkını ben evliyalara kaptırmam! Deyip doğruca meclis binasına sapmış.
Ata bu olayı anlatırken sözüne şunu da kattı idi:
- Kimileri benim bu davranışıma kamunun inancını inciten yersiz ve davranış gözüyle bakmış olabilirler; ama ben, hele yurdun savunmasında, güvenilecek gücün evliyaların, yatırların "maneviyatı" olmayacağını hatırlatmayı artık zorunlu bulmuştum.
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


canim canim canim canim canim

ѕєиѕizℓigiи α¢ιѕιиι ѕσя∂υм ∂α уüяєgιмє,  σ güи∂єи ßυ güиє кαи ∂αмℓιуσя göиℓüмє...
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
*
Üye No: 102
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8359
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 296
[ н-є-я-в-i-$-є-у-i-м ]

Online
Durumum:


Takımım:

« Yanıtla #61 : 01 Temmuz 2008, 20:26:02 »

Bis, Bis!..

Atatürk’le Musollini’nin arası malum!... İkinci Dünya Savaşı’nın "sinir harbi" dediğimiz söz hücumları Mussoli’nin baş silahı.

İtalyan diktatörü, o sırada yine bir nutuk söyleyerek, aklınca sinirlerimizi bozmak istemişti. Atatürk, buna fiili bile cevap mahiyetinde, Antalya’ya bir seyahat hazırladı.

Yolda otomobiller, güzel bir yerde mola verdiler. Atatürk, kulağına akseden bir türküyle ilgilendi.etrafı aradılar.bunu bir çoban söylüyordu.

Çobanı getirdiler. Atatürk:

- Türküyü sen mi söylüyorsun? diye sordu. Çoban, "evet" deyince:

- Sesin güzel, okuman da fena değil, burada da söyle de dinleyelim!...

Çoban bir şey anlamamıştı. Ata izah etti:

- Bis demek, beğendik, bir daha söyle, tekrarla demektir. Çoban türküyü tekrarladı. O zaman Atatürk, cebinden bir "elli liralık" çıkardı, çobana uzattı. Çoban paraya baktı, aldı, memnun bir tavırla kuşağının arasına koyduktan sonra, ellerini çırptı ve yüksek sesle haykırdı:

- Bis, bis!..

Atatürk, bu zeki hareket ve cevap karşısında o kadar memnun olmuştu ki, yanındakilere döndü:

- İmkan olsaydı da Mussolini şu sahneyi görseydi ve şu cevabı işitseydi,

Dedi, hangi millete nutuk söylediğini anlardı!..

(Niyazi Ahmet Banoğlu)
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


canim canim canim canim canim

ѕєиѕizℓigiи α¢ιѕιиι ѕσя∂υм ∂α уüяєgιмє,  σ güи∂єи ßυ güиє кαи ∂αмℓιуσя göиℓüмє...
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
*
Üye No: 102
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8359
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 296
[ н-є-я-в-i-$-є-у-i-м ]

Online
Durumum:


Takımım:

« Yanıtla #62 : 01 Temmuz 2008, 20:27:39 »

Atatürk ve Adalet

Birçok kimsenin düşündüklerinin aksine Atatürk’e ve istediklerine muhalif fikir söylemek kabildi. Hatta samimi olmak şartıyla makbuldü. O’nun her dediğine kavuk sallayan ekseriye kendi samimiyetlerinden şüphe edenlerdir. Şu hikaye buna ne güzel bir misaldir.

Atatürk bir Balıkesir seyahatinde kendisine Milli Mücadele’de yakın hizmetler etmiş bir kimsenin müracaatı ile karşılaştı. Bir mevzuda haksız olarak mahkum olduğunu söyleyerek şikayet etti. Atatürk:

- "Haklısın, meseleyi ben de biliyorum" dedikten sonra refakatinde bulunan genç bir adliye müfettişini çağırdı. Mevzuu anlattı ve kararın düzeltilmesini istedi. Müfettiş hikayeyi dinledikten sonra:

- "Efendimiz, karar bütün adli sıralardan geçtikten sonra tekemmül etmiş (yetkinleşmiş). Hükmün infazından başka yapılacak kanuni çare yoktur.

Atatürk:

- "Ama ben söylüyorum bu iş haksızdır. Çünkü ben işin usulünü biliyorum, dedi.

Genç adliye müfettişi ısrar etti:

- Efendimizin bu beyanı kanun nazarında bir değişiklik yapamaz. Adliye vekaletinin de bir şey yapmasına imkan yoktur.

Ortada soğuk bir hava esti. Şimdi bir fırtına kopacağına hüküm veriliyordu. Fakat, Atatürk şayanı hayret bir sükunla sordu :

- Peki, bir adli hata olursa kanun bunun tashihini öngörmez mi?

Müfettiş:

- Yeni delille mahkemenin tekrarı istenebilir.

O vakit, Atatürk, müracaat eden zata döndü:

- Beni şahit olarak göster. Onda yeni deliller olduğunu haber aldım diye iddia et. Ben mahkemeye gider ve şahitlik ederim.

Sonra adliye müfettişine döndü:

- Size teşekkür ederim, dedi ve müracaatçıya da.

- Neden bana vaktiyle müracaat etmedin? Zamanında gelir şahitlik ederdim. Beyhude mahkemeleri de kanunu da işgal etmezdin. Her vatandaş, hatta reisicumhur dahi olsa adalete hürmetle mükelleftir.

(Münir Hayri Egeli)
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


canim canim canim canim canim

ѕєиѕizℓigiи α¢ιѕιиι ѕσя∂υм ∂α уüяєgιмє,  σ güи∂єи ßυ güиє кαи ∂αмℓιуσя göиℓüмє...
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
*
Üye No: 102
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8359
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 296
[ н-є-я-в-i-$-є-у-i-м ]

Online
Durumum:


Takımım:

« Yanıtla #63 : 01 Temmuz 2008, 20:28:42 »

Büyük Adam Ölünce

Sene 1938, 10 Kasım...
İstanbul Üniversitesi’nde saat 9'u 5 geçenin meşum haberi duyulmuş... Bir alman profesör var, Hukuk Fakültesinde, o da duymuş, şaşırmış. Derse girsin mi, girmesin mi bir türlü karar veremiyor. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelir. Kalkar, yanına gider. Aralarında şu konuşma geçer:
- Efendim, mütereddidim. Acaba ne yapsam?
- Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa, onu yapın.
İşte o zaman alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak:
- Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki... der.
(Hilmi Yücebaş, Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları, Hatıraları)
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


canim canim canim canim canim

ѕєиѕizℓigiи α¢ιѕιиι ѕσя∂υм ∂α уüяєgιмє,  σ güи∂єи ßυ güиє кαи ∂αмℓιуσя göиℓüмє...
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
*
Üye No: 102
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8359
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 296
[ н-є-я-в-i-$-є-у-i-м ]

Online
Durumum:


Takımım:

« Yanıtla #64 : 01 Temmuz 2008, 20:29:48 »

Mustafa Kemal Paşa Ve Yunan Kuvvetleri Komutanı Trikopis

Bütün bu taarruz esnasında Gazi'nin yanında bulunan arkadaşlar, Yunan Kuvvetleri Komutanı General Trikopis'in başkumandan çadırına nasıl getirildiğini şöyle anlattılar.
Trikopis, diğer esir kolordu ve fırka (tümen) kumandanları ile birlikte Gazi'nin huzuruna çıkarıldıkları vakit, hepsi çok heyecanlı ve bitkin halde imişler. Gazi, bunları oturtmuş, kendilerini teselli için bu gibi malubiyetlerin tarihte misalleri olduğunu, sevk ve idarede vazifesini bi hakkın yapmış iseler vicdanen müsterih olabileceklerini söylediği zaman Trikopis:
- "Askeri vazifemi tamamen yaptığıma eminim. Fakat asıl vazifemi maalesef yapamadım." diye intahar edemediğini anlatmak isterken Gazi:
- "O size ait bir düşüncedir." diye sözünü kesmiş ve harita üzerinde:
- "Şurada bir fırkanız vardı. Niçin onu şuraya almadınız. Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere süreydiniz daha iyi olmaz mıydı?" gibi bazı tenkitler yapmış, Trikopis:
- "Ben öyle hareket etmek için emir verdim. Fakat (yanındaki kolordu komutanını gösterirken) bu yapamadı!" demiş.
Bu görüşmeler olurken esir fırka kumandanı yavaşça yanında bulunan zabitlerimizden birine:
- "Bizim ile konuşan bu general kimdir?" diye sormuş zabit:
- "Başkumandan Mustafa Kemal" deyince adam hayrete düşmüş:
- "Şimdi anladım biz niçin mağlup olduk! Bizim başkumandan İzmir'de vapurda oturuyordu!" diyerek derdini dökmüş.
(İlginç Olaylar ve Anektodlarla Atatürk)
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


canim canim canim canim canim

ѕєиѕizℓigiи α¢ιѕιиι ѕσя∂υм ∂α уüяєgιмє,  σ güи∂єи ßυ güиє кαи ∂αмℓιуσя göиℓüмє...
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
*
Üye No: 102
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8359
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 296
[ н-є-я-в-i-$-є-у-i-м ]

Online
Durumum:


Takımım:

« Yanıtla #65 : 01 Temmuz 2008, 20:31:13 »

Düşman da Kahraman

Birgün Çanakkale’ye giden bakanlardan birine Atatürk şöyle dedi:

- Orada Mehmetçik anıtının başında şehitleri anacaksınız. Siz olmasaydınız, siz göğüslerinizi çelik kalelere karşı siper etmeseydiniz, boğaz elden gider, İstanbul elden giderdi diyeceksin.

- Evet efendim.

- Çanakkale'de yalnız bizim şehitlerimiz yok. Bu topraklar üzerinde kanlarını döken insanları da o kahraman düşman savaşçılarını da saygıyla anacaksın.

Bakanın ricası üzerine bu son söylenecekleri Atatürk'ün kendisi hazırlamıştır. Nutuk şudur:

"Bu memlekette kanlarını döken kahraman, burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz; evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evladımız olmuşlardır."

Bu nutku yabancı gazeteler haber aldıktan sonra, haftalarca, aylarca Avusturalya'dan, Yeni Zelanda'dan sevgi minnet mektupları yağmıştı.

(Falih Rıfkı Atay, Hatıralar)
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


canim canim canim canim canim

ѕєиѕizℓigiи α¢ιѕιиι ѕσя∂υм ∂α уüяєgιмє,  σ güи∂єи ßυ güиє кαи ∂αмℓιуσя göиℓüмє...
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
*
Üye No: 102
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8359
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 296
[ н-є-я-в-i-$-є-у-i-м ]

Online
Durumum:


Takımım:

« Yanıtla #66 : 01 Temmuz 2008, 20:31:37 »

Mustafa Kemal Hakiki Bir Türk Milliyetçisi İdi

Mustafa Kemal 5. Orduda Arap ırkından olan askerlere daha özel muamele yapıldığını ve Anadolu çocuklarından daha üstün tutulduklarını gördükçe müteessir oluyordu.

- Osmanlılığın telkin ettiği bu aşağılık duygudan ne zaman kurtulacağız?

diyordu. Aynı ıstırabı bende duyuyordum. Yafa'da Mustafa Kemal’in bölüğünde alaydan yetişmiş Makedonya Türkleri'nden yaşlı bir yüzbaşı vardı. Yüzbaşı Anadolu'lu Kıt'a çavuşlarına karşı şiddetli davranıyor, yeni erlere karşı ise lüzumundan fazla müsamaha gösteriyordu. Onların azarlanmasına, hırpalanmasına gönlü razı olmuyordu.

Mustafa Kemal, başından geçen bir olayı şöyle anlattı:

- "Bir gün Makedonyalı yüzbaşı, Kıt'a çavuşlarından birini bölük kumandanlığı odasına çağırdı. Müfit'le ben de orada idik. Çavuş sağlam yapılı ve yakışıklı bir Türk delikanlısı idi. Yüzbaşı gencin onurunu kıracak şekilde azarlamaya başladı. Daha ziyade mensup olduğu ırka hücum ediyordu.

- Sen, diyordu, nasıl olurda necip Arap kavmine mensup peygamber efendimizin mübarek soyundan gelen bu çocuklara sert davranır, ağır sözler söylersin? Kendini iyi bil, sen onların ayağına su bile dökemezsin.

Gibi gittikçe manasızlaşan sözlerle hakaret ediyordu. Sesi yükseldikçe yükseliyordu. Çavuşun yüzündeki ifadeye baktım. Önce bir babaya duyulan saygının samimiyeti okunan çizgiler sertleşmeye, içten gelen bir isyanın ateşleri gözlerinden okunmaya başladı, fakat gerçek itaatin sembolü olan Türk askeri gibi iç duygularını gemlemeye çalıştı. Göz pınarlarından tanelenen yaşlar yanaklarından döküldü.

Dayanamadım.

- "Yüzbaşı efendi susunuz!" diye bağırdım, birden şaşırdı, sözlerin bizden onay görmesini beklediği anlaşılıyordu.

- "Yoksa fena bir şey mi söyledim?"

- Evet, çok fena hareket ettiniz, buna hakkınız yok, bu erlerin bağlı bulunduğu Arap kavmi birçok bakımdan necip olabilir, fakat senin de benim de, Müfid'in de ve çavuşun da mensup olduğumuz kavmin de büyük ve asil bir millet olduğu asla inkar edilemez bir gerçektir.

Yüzbaşı başını önüne eğdi, utanmıştı.

Çok yıllar sonra, bir gün Ankara’da beni de şahit göstererek anlattığı bu hakiki olay karşısında görüşü şu idi:

Bu ve buna benzer hadiseler, Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır.

Mustafa Kemal'in, Türk Tarih Kurumu’nu kurmasının en büyük nedeni bu asil düşüncede aranmalıdır. Türk Milleti’nin asaletine, büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını ve bunu iftiharla savunmasını hayatı boyunca amaç edinmiştir. Milletine:

- "Ne mutlu Türküm diyene!"

Hitabıyla seslendiği zaman, buna bütün mevcudiyeti ve samimiyeti ile inanmıştı.

(Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk)
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


canim canim canim canim canim

ѕєиѕizℓigiи α¢ιѕιиι ѕσя∂υм ∂α уüяєgιмє,  σ güи∂єи ßυ güиє кαи ∂αмℓιуσя göиℓüмє...
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
*
Üye No: 102
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8359
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 296
[ н-є-я-в-i-$-є-у-i-м ]

Online
Durumum:


Takımım:

« Yanıtla #67 : 01 Temmuz 2008, 20:32:19 »

Olur Şey Değil

Muallimler Ankara'da bir içtima yapmışlar, içtimaa iki üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı.
Muallim hanımların içtimaa gitmelerini hoş görmeyen Meclis'in sarıklıları Gazi'ye şikayete gidiyorlar.
Gazi kızarak:
- "Kimmiş Muallimler Cemiyeti Reisi? Çağırın onu!"
Ve Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girince gürleyen bir sesle çıkışıyor:
- "Siz Muallimler içtimamda ne yapmışsınız? Ne ayıp şey bu?"
Mazhar Müfit şaşakalır. Gazi'den bu hareket mi beklenirdi? Sarıklılar muzaffer bir besaretle gülüyor. Sarıklılar neşe içinde Gazi'nin sesi hep aynı tonda devam ediyor.
- "Olur şey değil olur şey değil!"
Mazhar Müfit hala ayakta ve hala ne diyeceğini şaşırmış bir halde cevap vermeye çalışıyor:
- "Efendim vallahi..."
- "Bırak bırak ben hepsini biliyorum; içtimaa Muallime Hanımlar’ı da çağırdınız. Fakat onları niye ayrı sıralara oturttunuz? Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımının faziletine mi ? Bir daha öyle ayrılık gayrılık görmeyeyim, anladınız mı ?
(Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları)
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


canim canim canim canim canim

ѕєиѕizℓigiи α¢ιѕιиι ѕσя∂υм ∂α уüяєgιмє,  σ güи∂єи ßυ güиє кαи ∂αмℓιуσя göиℓüмє...
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
*
Üye No: 102
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8359
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 296
[ н-є-я-в-i-$-є-у-i-м ]

Online
Durumum: