ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #75 : 01 Temmuz 2008, 20:44:50 » |
|
 |
|
 |
 |
İtalyan Sefiri'ne Verilen Ders
Atatürk'e ihanet edenler, o'nun birçok konuları içki sofrasında hallettiğini iddia ederler. Yalnız aşağıda nakledeceğim olay bile bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu ispata yeter: "Habeşistan savaşının başlamasından önce, İtalya'nın Rodos'a askeri yığınakta bulunduğu günlerdeydi. Bir akşam yine Atatürk’ün sofrasına çağrılanlar onu ayakta ve balkonda gezinmekte buldular. - Tevfik Rüştü nerede? - Ankara Palas'ta, bazı sefirlere bir ziyafet veriyor. - Biz de oraya gitsek olmaz mı? Etrafındakiler beyhude Atatürk'ü buna protokolün müsait olmadığına inandırmaya gayret ediyorlar. Fakat, o'nun kesin karar verdiği bir konudan geriye çevirmek kimsenin haddi değildir. Otomobiller, Ankara Palas'a vardığı zaman Atatürk’ün otelin merdivenlerini sallana sallana ve yanındakilerin yardımı ile çıktığını görenler hayret ettiler. Çünkü Çankaya’da Atatürk’ün bir yudum bile içmediğini herkes biliyordu. Sefire ziyafet verilen salona giren Atatürk, Arnavutluk Sefiri, Asaf Bey’in yakınında ve giriş çıkış kapısını iyi görebilecek bir yere oturuyor. O dakikadan itibaren salondan içeri ve dışarı kimsenin geçmesi mümkün değildir. Şimdi konuşulanları takip edelim: Atatürk: - Asaf Bey, gazetelerde bir takım resimler görüyorum, Arnavutlukla operet mi oynanıyor? diyor. Bu sözleriyle o zamanlar yeni kral olan Zogo'nun sorguçlu resimlerini kastettiğini anlamakta gecikme yen sefir ne söyleyeceğini şaşırıyor. Atatürk devam ediyor: - Cumhuriyetten ne zarar görüldü ki, Arnavutluk'ta krallık ilan edildi? Hem, takip edilen politika da tehlikelidir. İtalya'nın Arnavutluk’u Balkanlar’da bir basamak yapması ihtimalden uzak değildir. Bunu duyan İtalyan Sefiri, mücadeleye kalkınca Ata: - Haber aldığıma göre, Roma'da bazı öğrenciler sefaretimizin önünde mümayiş yapmışlar. Antalya'yı istemişler. Antalya sigara paketimidir ki, sefir cebinden çıkarıp atsın. Antalya buradadır. Buyurun alın!... Hem benim bir teklifim var. Eğer hakikaten böyle bir şey düşünülüyorsa Mussolini cenaplarına müsaade edelim. Antalya'ya asker çıkarsınlar. Bütün çıkarma tamam olunca savaşırız. Mağlup olan hakkına razı olur. Sefir atılıyor: - Ekselans bu bir savaş ilanımıdır? Ata: - Hayır, diyor. Ben burada bir fert olarak konuşuyorum. Türkiye savaş ilanı ancak büyük millet meclisi dahilindedir. Fakat unutmayınız ki, gerektiği zaman Büyük Meclis Türk Milleti’nin hissiyatını tercüman olmakta gecikmez. Konuşmasının bu hali olması üzerine, İsmet Paşa'ya telefon edilir ve Ankara Palas'a çağrılır. Atatürk de bunu haber alınca etrafındakilere: - Hükümet geliyor, biz gidelim! diyerek Ankara Palas'ı terk eder. - Çankaya'ya dönüldüğü zaman herkes Atatürk'ün gayet normal olduğunu hayretler içinde seyrederken Ata: - Artık İtalya ile savaş tehlikesi yok. Rodos'a yapılan yığınak Habeşistan'a dönecektir! Hakikaten kısa bir süre sonra Habeşistan savaşı başladı. (Nükte ve Fıkralarla Atatürk) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #76 : 01 Temmuz 2008, 20:46:24 » |
|
 |
|
 |
 |
Yavuklum Gönderdi
Bir akşam, uzun müddet didişen, uğraşan iki erden birisinin yüzünü sildiği mendil gözüne ilişmişti. Bu işlemeli ve göz alıcı yağlığı isteyerek sordu. - Bunu nereden aldın ? Bu ani soru karşısında şaşıran kahraman Türk çocuğu, sıkılarak cevap verdi : - Yavuklum gönderdi, Atam ! Büyük kayıplar karşısında bile ağladığı görülmeyen, acı duygularını içinde gizleyen büyük şef, bilmem neden, o anda sarsılmıştı; dolan mavi gözlerinden iri damlalı yaşlar dökülüyordu. Erin, demin yüzünden akan terleri sildiği bu mendile o da göz yaşlarını silmiştir. (Olaylar ve Atatürk) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #77 : 01 Temmuz 2008, 20:47:22 » |
|
 |
|
 |
 |
Neye Layıksın!..
Atatürk'ün Adana'da Hatay için: - Kırk asırlık Türk yurdu yabancı elinde kalamaz! Demesinden iki gün sonraydı. Mersin'de istasyondan şehrin içine doğru yavaş gidiyordu. Yolun üstüne siyahlar giyinmiş ve ellerinde büyük bir levha tutan bir kaç genç kız çıktı. Levhada şu yazı vardı: "Suriye hemşehrinizi de kurtarın!" Suriye, ancak din kardeşi olan bir milletin vatanıydı. Türkiye’yse artık dinci değil, milliyetçi bir devletti. Suriye içinde, bütün esir yurtlar için olduğu gibi, kurtuluş dilerdi. Lakin kurtarmaya kalkmak fuzili olurdu. Etrafta hıçkırıklar ve göz yaşları yoktu; Atatürk'ün de gözleri ıslanmış değildi. Suriyelilerin 1. Dünya Savaşı’nda Türk düşmanlarıyla birleştiklerini, Türk ordusunu arkadan vurmaya çabaladıklarını, belki ihanet ettikleri için ihanete uğradıklarını düşünüyordu. - Her millet, layık olduğu yaşayışa erer!.. dedi ve yürüyüp gitti. (Nükte ve Fıkralarla Atatürk) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #78 : 01 Temmuz 2008, 20:48:07 » |
|
 |
|
 |
 |
İkimiz de "Gazi"yiz
Bir tarihte Eskişehir’i ziyaretinde; yakın köylerde gezinti yaparken, asırlık çınarların gölgesine sığınmış bir köy kahvesi önünde otomobili durdurdu. Salih Bozok'a; - Bu çınarları hatırlıyorum... Dedi; zaferden sonra bir gün yolum düşmüştü!... Eski hatıraları bir an tekrar yaşatmak için; araba dan inip, büyük bir tevazuuyla köy kahvesinin harap iskemlesine oturdu. Biraz sonra kahveci ona, köyünün yegane ikramı olan ayranı temiz bardaklar içinde getirince "Gazi" pek memnun oldu. Yaşlı kahveciye sordu: - Adın ne?... - Yusuf!... - Buralarda geçmiş harbi hatırlar mısın?... - Nasıl hatırlamam, paşam?... Maiyetinde çavuştum!... - Maiyetimde mi... Bütün kuvvetlerin baş kumandanı değil miydin, paşam!... Hep emrinde savaştık. Büyük kurtarıcı zeki köylüyü takdir etmişti. Aferin; Gazi Yusuf Çavuş!... deyince, eski asker el buğuladı: - Estağfurullah, paşam!... Gazi sizsiniz!... - Rütbe başka... Fakat harpten dönmüş iki asker olmamız sıfatıyla ikimiz de "Gazi"yiz!... Ve tepside duran ayran bardaklarından birini bizzat eliyle çavuşa vermek lütfunu göstererek, ilave etti: - Şerefine Gazi Yusuf Çavuş!... - Şerefte daim ol paşam!... Ağlamaktan ayranı içemeyen kahveciye, o zamanın çok parası olan bir yüzlük verip gülümsedi: - Allahaısmarladık, silah arkadaşım!... (Atatürk’ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #79 : 01 Temmuz 2008, 20:48:41 » |
|
 |
|
 |
 |
Bunlara Kendimizi Tanıtacağız
Ankara’ya son gidişimde bir akşam gazi, beni Ankara Palas’a götürmüştü. Sofrada bir kaç kişi daha vardı. Yedik, içtik, eğlendik, gece yarısına doğru Fransız Büyükelçisi pavyona geldi. Paşa bu elçiden hoşlanıyordu. Sofraya çağırdı, bir kaç kadeh de onunla birlikte içildi. Büyük şehirlerden, Paris’ten söz açılmıştı. Bu arada Büyükelçi, Gazi’ye:
- Ekselans, Paris’i bir daha görmek istemez misiniz? Dedi. Mustafa Kemal Paşa:
- "Nasıl görmek istemem? Gençlik hatıralarımı tazelerim," diye cevap verdi. Bu karşılığa çok sevinen büyükelçi:
- "Böyle bir seyahat Fransa’yı çok sevindirir. Ben de refakatinizde bulunmaktan şeref duyarım. En büyük Fransız zırhlısı bizi İzmir’den alır. Akdeniz donanması emrimize verilir. Marsilya’ya çıktığınızda Fransız ordusu kumandanız altına girer. Hükümdarlara yapılmayan bir törenle karşılanırsınız."
Bu sözleri dikkatle dinleyen Gazi:
- "Bu daveti siz kendiliğinizden mi yapıyorsunuz, yoksa hükümetiniz adına mı konuşuyorsunuz?" diye sordu. Bu soru karşısında büyükelçi hemen kendisini topladı:
- "Muvaffakiyetinizi hükümetime bildirirsem, hükümetim de bunu büyük bir şeref sayar," dedi.
Gazi’nin yüzü değişti. Çok kesin bir dille:
- "Ekselans, Paris’i çok görmek istiyorum, ama büyük törenle karşılanacağım Paris’i değil. Ben Paris’e, dünyanın bu güzel şehrine, operalarını, tiyatrolarını, revülerini, zarif kadınlarını bir daha görmek için gitmek isterim. Dedim ya gençlik hatıralarımı tazelemek için... Böyle olunca da belli olmadan gitmek isterim. Yoksa törenlerle karşılanmak için değil."
Büyükelçi gaf yaptığını anlamıştı, biraz sonra bir iş uydurarak sofradan kalktı. Gazi’nin de neşesi kaçmıştı.
- "Kalkalım çocuklar, sofraya Çankaya’da devam ederiz," dedi. Sofradakilerin çoğunu pavyonda bıraktı yalnız iki-üç yakın arkadaşını yanına aldı. Yolda kendisine:
- "Elçi çok fena bozuldu ama, söylediğine de söyleyeceğine de pişman ettiniz" dedim. Artık kızgınlığı geçmişti:
- "Bana bak Kemal, sen de başıma kırk yıllık diplomat kesilme. Adamın zihniyetini anlamadın mı? Bu Avrupalılar bizi bir türlü kavrayamıyorlar. Adam beni bir şark emiri sanıyor. Hangi donanmayı kimin emrine, hangi orduyu kimin kumandası altına veriyor? Bunlara kendimizi tanıtacağız, kim olduğumuzu öğrenecekler. Yoksa ben kaba bir adam değilim çocuğum" dedi.
Atatürk, çok ince bir adamdı.
(Kemalettin Sami Paşa’dan Cevat Dursunoğlu) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #80 : 01 Temmuz 2008, 20:49:14 » |
|
 |
|
 |
 |
Türk Milleti'ne Olan Hayranlığı
Zamanının ünlü biyografi üstadı Alman Emil Ludwig 1934’de Atatürk’ün hayatını yazmak için Ankara’ya gelmişti. Eserleri arasında geçmişin ve yaşanılan devrin iz bırakmış nice şahsiyeti vardı.
O günlerde Polonya Cumhurbaşkanı, çok ünlü bir piyanist, bir virtüöz olan Ignas Jan Paderavsky’nin hayatını yazıyordu. Mustafa Kemal kendisini kabul ettiğinde, önce bedeni hususiyetlerini uzun uzun tetkik etmesi genel sekreteri Hikmet Bayur’un dikkatini çekmişti. Nitekim soyusopu üzerinde bilgiler edindikten sonra Hikmet Bayur’a Ata’nın musiki ve bilhassa keman-piyano ile meşgul olup olmadığını sormuş Bayur’un bu soru üzerine şaşkınlığını görünce şu açıklamayı yapmıştı:
- "İzah edeyim. Atatürk’ün parmakları daha çok bu müzik aletleriyle meşgul olanların bariz hususiyetleridir. Mesela Paderavsky’ninki böyledir. Size rica edeceğim. Bana bir elinin parmaklarını bir kağıda çizer, verir misiniz?"
Atatürk, bu isteğe tebessüm etmiş, daima nazik ev sahibi olarak arzuyu yerine getirmiş, fakat tarihçinin yanlış hüküm vermemesi için şu açıklamayı yapmıştı:
- "Bana ailemde zafer kazanmış büyük kumandanlar olup olmadığını sormuştunuz. Size yoktur cevabını vermiştim. Şimdi parmaklarımı ömrü savaş meydanlarında geçmiş bir askerde yadırgadığınızı seziyor gibiyim. Size kestirmeden bir açıklama yapacağım. Eğer, bende bazı fevkaladelikler görüyor ve buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız. Bu ülkenin bütün insanları temelde benzer yapı içindedir. Hatta kusurlarımızda bile... Biz bu aynı kaynağın kök sağlamlığı ile milliyet ve devlet yapısını muhafaza edebilmiş müstesna milletiz. Sadece ben değil, tarihte bu büyük millete sahalarında hizmet edebilmişler varsa, hepsinin ilham kaynağı aynıdır."
(Cemal Kutay, Atatürk Olmasaydı) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #81 : 01 Temmuz 2008, 20:49:34 » |
|
 |
|
 |
 |
Bir Ressamla Konuşma
Yıllar sonra bir ressam, Mustafa Kemal'e Sakarya Savaşı’nı gösteren bir tablo hediye etti. Kendisi, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak görünüyordu. Ressam, tebrik beklerken, birdenbire Mustafa Kemal'in "Bu tabloyu kimseye göstermeyin" demesi üzerine şaşırıp kaldı. Kimse ne söyleyeceğini bilemiyordu. Mustafa Kemal açıkladı:
- "Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri, bir kemikten ibaretti, bizimde onlardan arta kalır yanımız yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle Sakarya'nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum."
(Behçet Kemal Çağlar, Atatürk Denizinden Damlalar) |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ıZDıRaP_ÇiÇeĞi
Site Kurucusu
Üye No: 102
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8214
Nerden: yeRiM yoKki :(
Rep Puanı: 295
|
 |
« Yanıtla #82 : 01 Temmuz 2008, 20:50:01 » |
|
 |
|
 |
 |
Övülmeyi Sevmezdi
Atatürk bizden biridir. Ulusuyla bütünleşme yöneliminin en tipik göstergelerinden biri de şu kısa öyküde belirlenir: "Cumhuriyetin onikinci yıl dönümü için bir sıra dövizler hazırlanmıştı. Bunlar içinde şöyleleri vardı: "Atatürk bizim en büyüğümüzdür", "Atatürk bu milletin en yücesidir", "Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı." Listeyi dikkatle gözden geçirdi. Bunlar ve bunlara benzeyenleri çizdi. Hepsinin yerine şunu yazdı: "Atatürk bizden birisidir." |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|